DOLAR %
EURO %
ALTIN
BITCOIN 0%
Erzurum
°

SABAHA KALAN SÜRE

Şahap GÜRLER

Şahap GÜRLER

08 Ekim 2026 Perşembe

Erzurum Ticaret Borsası’nda Yeni Dönemin Meclis Divanı Belli Oldu

Erzurum Ticaret Borsası’nda Yeni Dönemin Meclis Divanı Belli Oldu
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Erzurum Ticaret Borsası’nda (ETB) seçimlerin ardından gerçekleştirilen yeni dönemin ilk Meclis Toplantısı’nda, Meclis Başkanlığı ve divan üyelikleri için seçim yapıldı. Yavuz Güney, üçüncü kez Meclis Başkanlığına seçildi.

Erzurum Ticaret Borsası’nda geçtiğimiz hafta gerçekleştirilen seçimlerin ardından, yeni dönemin ilk Meclis Toplantısı yapıldı. Meclis üyelerinin tamamının katılımıyla gerçekleştirilen toplantıda, yeni dönemde görev yapacak Meclis Divanı da belirlendi.

Toplantının açılışını, Meclisin en yaşlı üyesi İsmail Yeşilyurt yaptı. Açılış konuşmasında yeni dönemin Erzurum Ticaret Borsası ve Erzurum için hayırlı olmasını dileyen Yeşilyurt, Meclis üyelerinin birlik ve beraberlik içerisinde hareket ederek şehrin ekonomik ve sosyal gelişimine katkı sunacak çalışmalara imza atması temennisinde bulundu.

Açılış konuşmasının ardından Meclis Başkanı, başkan yardımcıları ve muhasip üyenin belirlenmesi için seçimlere geçildi.

Gerçekleştirilen seçimler sonucunda Yavuz Güney, üçüncü kez Erzurum Ticaret Borsası Meclis Başkanlığına seçildi. Meclis Başkan Yardımcılıklarına Hüseyin Yiğit ve Turhan Dinler, muhasip üyeliğe ise Selami Atiş getirildi.

Seçimlerin tamamlanmasının ardından Meclis Başkanlığı görevini devralan Yavuz Güney, yeni dönemin ilk Meclis Toplantısı’nı açtı. Meclis üyelerine başarı dileklerini ileten Güney, yeni dönemde birlik ve beraberlik içerisinde çalışarak Erzurum Ticaret Borsası’nın hedeflerine katkı sunacaklarına inandığını belirtti.

“Birlik ve Beraberlik İçerisinde Çalışacağız”

Erzurum Ticaret Borsası Yönetim Kurulu Başkanı ve TOBB Genel İdare Kurulu Üyesi Hakan Oral da toplantıda yaptığı değerlendirmede, yeni dönemin hayırlı olmasını diledi.

Meclis üyelerine hitap eden Oral, yeni dönemde birlik, beraberlik ve ortak akıl anlayışıyla hareket ederek Erzurum’un ekonomik kalkınmasına ve ticaret hayatının gelişimine katkı sağlayacak önemli çalışmaları hayata geçirmeyi hedeflediklerini ifade etti.

Yeni dönemde görev alan tüm Meclis üyelerine başarılar dileyen Oral, Erzurum Ticaret Borsası’nın geçmişten gelen tecrübesi ve güçlü kurumsal yapısıyla çalışmalarını kararlılıkla sürdüreceğini kaydetti.

Haber Editörü: Şahap GÜRLER

Devamını Oku

Türkiye’nin Öncü İlaç Hammadde Üretim Merkezi Atatürk Üniversitesi Bünyesine Katılıyor: Gönderde Artık Atatürk Üniversitesi Bayrağı Dalgalanıyor

Türkiye’nin Öncü İlaç Hammadde Üretim Merkezi Atatürk Üniversitesi Bünyesine Katılıyor: Gönderde Artık Atatürk Üniversitesi Bayrağı Dalgalanıyor
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Türkiye’nin hammadde üretimi alanındaki önemli merkezlerinden biri olan İlaç Hammadde Üretim Merkezinin Atatürk Üniversitesi bünyesine devrine ilişkin süreç başladı. Merkezin, Atatürk Üniversitesi İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü bünyesine kazandırılmasıyla birlikte Türkiye’nin stratejik ilaç hammaddelerinin yerli imkânlarla geliştirilmesi ve üretilmesine yönelik çalışmalarda yeni bir dönem başlayacak.

İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanına yaklaşık 10 dakika mesafede, Şekerpınar mevkiinde bulunan merkez; sahip olduğu ileri teknoloji altyapısı, üretim ve araştırma kapasitesi, ulusal ve uluslararası yeterlilik belgeleri, lojistik avantajları ve yetişmiş insan kaynağıyla dikkat çekiyor. Devir sürecinin başlamasıyla birlikte merkezde Atatürk Üniversitesinin bayrağı da dalgalanmaya başladı.

İnsan Kaynağı ve Know-How Korunuyor

Merkezin Atatürk Üniversitesi bünyesine devredilmesi sürecinde en önemli başlıklardan biri, yıllar içerisinde oluşan teknik bilgi birikiminin ve kurumsal deneyimin korunması oldu.

İlaç hammadde üretimi gibi yüksek düzeyde uzmanlık, deneyim ve teknik bilgi gerektiren bir alanda know-how, yalnızca çalışanların sahip olduğu mesleki bilgi değil; üretim süreçlerinin, teknik uygulamaların, laboratuvar deneyiminin, cihaz ve sistemlerin kullanımına ilişkin bilgi birikiminin ve kurumsal hafızanın bütününü ifade ediyor.

Bu kapsamda, merkezin faaliyetlerinin durmasının ardından görevlerinden ayrılan 44 uzman personelden 17’si yeniden görevlerine başlatıldı. Merkezin işleyişini, üretim süreçlerini, teknik altyapısını ve kurumsal hafızasını yakından bilen diğer kritik personelin de devir sürecinin ilerleyen aşamalarında yeniden görevlerine dönmesi planlanıyor. Böylece merkezin yıllar içerisinde oluşturduğu bilgi ve deneyimin kaybedilmesinin önüne geçilmesi ve mevcut teknik kapasitenin korunarak yeni döneme aktarılması hedefleniyor.

Rektör Hacımüftüoğlu Devir Sürecini Yerinde İnceledi

Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, devir işlemlerini yakından takip etmek, merkezin mevcut kapasitesini yerinde değerlendirmek ve yeni döneme ilişkin planlamaları daha sağlıklı şekilde gerçekleştirmek amacıyla İlaç Hammadde Üretim Merkezinde çeşitli temaslarda bulundu.

Merkezde incelemelerde bulunan Rektör Hacımüftüoğlu, devam eden devir süreci hakkında bilgi alarak merkezin teknik altyapısı, üretim kapasitesi, çalışma alanları ve insan kaynağına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Merkez personeliyle de bir araya gelen Hacımüftüoğlu, çalışanlarla yeni döneme ilişkin görüş alışverişinde bulundu.

“Bu Merkez, Bilginin Üretime Dönüştüğü Stratejik Bir Köprü Olacak”

Atatürk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ahmet Hacımüftüoğlu, merkezin üniversite bünyesine kazandırılmasının Türkiye’nin ilaç ve biyoteknoloji alanındaki hedefleri açısından önemli bir adım olduğunu belirterek: “Atatürk Üniversitesi olarak ülkemizin stratejik alanlarda dışa bağımlılığını azaltacak, bilimsel bilgi ve araştırma kapasitemizi doğrudan üretime aktaracak çalışmalar yürütüyoruz. İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitümüz de bu vizyonun en önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor” değerlendirmesinde bulundu.

İlaç Hammadde Üretim Merkezinin üniversite bünyesine kazandırılmasının, yalnızca fiziksel bir tesisin devralınması anlamına gelmediğini aktaran Rektör Hacımüftüoğlu: “Burada yıllar içerisinde oluşmuş çok kıymetli bir teknik bilgi, deneyim, üretim kültürü ve insan kaynağı bulunuyor. Bizim önceliklerimizden biri de bu birikimin korunması ve yeni döneme eksiksiz şekilde aktarılmasıdır. Bu nedenle merkezin işleyişini bilen, üretim süreçlerine hâkim ve teknik anlamda kritik görevler üstlenmiş uzmanlarımızın yeniden görevlerine dönmesini son derece önemli buluyoruz. Çünkü know-how, bir merkezin sahip olduğu cihazlar ve fiziki altyapı kadar, hatta birçok durumda onlardan daha değerli olan bir kurumsal sermayedir.

Rektör Hacımüftüoğlu: “Süreç Boyunca Verilen Destekler Bize Güç Kattı”

İlaç Hammadde Üretim Merkezi’nin, üniversitemizin bilimsel gücüyle üretim kabiliyetini buluşturan stratejik bir yapı olarak değerlendirilmesi gerektiğini vurgulayan Rektör Hacımüftüoğlu, “Burada ortaya konulacak çalışmaların laboratuvar ölçeğinde kalmaması; bilgiye, teknolojiye, üretime ve nihayetinde toplum sağlığına doğrudan katkı sağlayacak ürünlere dönüşmesi temel hedefimizdir.” dedi.

Rektör Hacımüftüoğlu, merkezin Atatürk Üniversitesi bünyesine kazandırılması sürecinde verilen desteklere de dikkat çekerek sözlerini şöyle tamamladı: “Böylesine önemli bir merkezin üniversitemize kazandırılması sürecinde bizleri hiçbir zaman yalnız bırakmayan ve desteklerini daima yakından hissettiğimiz başta Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere; Yükseköğretim Kurulu Başkanımız Prof. Dr. Erol Özvar’a, Sağlık Bakanımız Prof. Dr. Kemal Memişoğlu’na, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanımız Murat Kurum’a, Millî Eğitim Bakanımız Prof. Dr. Yusuf Tekin’e, İçişleri Bakanımız Mustafa Çiftçi’ye, Erzurum Büyükşehir Belediye Başkanımız Mehmet Sekmen’e, Erzurum Valimiz Aydın Baruş’a, Kocaeli Valimiz İlhami Aktaş’a,  Cumhurbaşkanlığı İdari İşler Başkanlığı Personel ve Prensipler Genel Müdürü Bilal Şentürk’e, Cumhurbaşkanlığı Strateji ve Bütçe Başkanımız Sayın İbrahim Şenel ile kıymetli vekillerimize ve yerel yönetimlerimize süreç boyunca sundukları değerli katkı ve destekleri dolayısıyla teşekkür ediyor, şükranlarımı sunuyorum.”

88 Bilim İnsanı, 11 Araştırma Grubuyla Çalışmalarını Sürdürüyor

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın tensipleri, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Erol Özvar’ın desteği ve Sağlık Bakanlığının katkılarıyla kurulan Atatürk Üniversitesi İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü, 16 Mayıs 2025 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan kararla resmen faaliyete geçti. Enstitü bünyesinde bugün 11 farklı araştırma grubunda görev yapan 88 bilim insanı, stratejik öneme sahip 100 farklı ilaç hammaddesinin Türkiye’de üretilebilmesine yönelik çalışmalarını sürdürüyor.

Bilimden Üretime Uzanan Bir Ekosistem

Atatürk Üniversitesi bünyesinde kuruluş süreci devam eden İlaç Hammadde Üretim Merkezi için Türkiye’nin önde gelen firmalarıyla stratejik iş birliği görüşmeleri de yürütülüyor.

Merkezin; akademik araştırmaların, ileri teknoloji uygulamalarının ve yetişmiş insan kaynağının üretim süreçleriyle buluşacağı bir yapı olarak konumlandırılması planlanıyor. Böylece laboratuvarlarda geliştirilen bilgi ve teknolojinin ölçeklendirilerek üretime aktarılması ve ilaç sektörünün ihtiyaç duyduğu hammaddelerin yerli imkânlarla geliştirilmesine yönelik sürdürülebilir bir ekosistem oluşturulması amaçlanıyor.

Atatürk Üniversitesi, İlaç, Aşı ve Biyoteknoloji Enstitüsü ile İlaç Hammadde Üretim Merkezini aynı vizyon etrafında buluşturarak; bilgiyi teknolojiye, teknolojiyi üretime, üretimi ise toplum sağlığına değer katan çıktılara dönüştüren güçlü bir yapı oluşturmayı hedefliyor.

Bu yönüyle devir süreci, yalnızca bir merkezin kurumsal yapısının değişmesinden öte; Türkiye’nin ilaç hammaddesi alanındaki bilimsel araştırma, teknoloji geliştirme ve üretim kapasitesini güçlendirmeye yönelik yeni bir dönemin başlangıcı niteliği taşıyor.

Haber Editörü: Şahap GÜRLER

Devamını Oku

TARİHİN GÖLGESİNDE GELECEĞİMİZİ “PARK”LADIK!

TARİHİN GÖLGESİNDE GELECEĞİMİZİ “PARK”LADIK!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yüzyıllardır dimdik ayakta duran, ecdadın nefesini ve ruhunu taşıyan muazzam taş yapılar… Çifte Minareli Medrese’nin heybetli göğe yükselişi, Yakutiye Medresesi’nin o eşsiz çinili minaresi, Üç Kümbetler’in asil ve vakur duruşu… Her bir taş, bir hikâye; her bir işlem, bir tarih bilinci aşılıyor bizlere. Bu yapılar, sadece dünün değil, yarının da mirası, geleceğe uzanan köprülerimiz.
Ancak, bu tarihi ihtişamın hemen yanı başında, adeta bir saygısızlık anıtı gibi yükselen bir başka manzara var: Bilinçsizce, gelişigüzel park edilmiş araç sürüsü. Tarihimiz, bilinçsizce park edilen araçların işgali altında inliyor. Tarihi dokunun ruhunu zedeleyen, görsel bir kirlilik yaratan bu kaos, sadece bugünü değil, geleceğimizi de tehdit ediyor.
Bir mirasın çığlığı…!


Net bir şekilde görüldüğü gibi, tarihin nefes aldığı bu alanlar, metal yığınlarının kuşatması altında. Çifte Minareli Medrese’nin önündeki sokak, araçların rastgele park etmesiyle adeta bir otoparka dönüşmüş. Yakutiye Medresesi’nin o zarif minaresi, araçların gölgesinde kalmış. Üç Kümbetler’in çevresi, modern zamanın getirdiği bu bilinçsizliğin kurbanı olmuş.
Bu manzara, sadece bir park sorunu değil, aynı zamanda tarih bilincinden yoksunluğun, kültürel mirasa karşı duyarsızlığın da bir göstergesidir. Bu yapılar, bizim kimliğimiz, geçmişimiz. Onları korumak, sadece fiziksel bütünlüklerini sağlamak değil, aynı zamanda çevrelerini de bu saygınlığa yaraşır bir şekilde muhafaza etmek demektir.
Geleceğimiz bilinçsiz olarak trafik terörüne mi kurban ediliyor?
Daha da vahimi, bu bilinçsizlik, sadece tarihi yapıları değil, yarınlarımızı da tehdit ediyor. Daracık sokaklarda veya tarihi ören yerlerimizde bilinçsiz bir şekilde araçların yarattığı bu kaos, yayalar için büyük bir risk oluşturuyor. Özellikle de çocuklarımız… Bu sokaklarda güvenle yürümeleri neredeyse imkânsız! Bir anlık dalgınlık, bir dikkatsizlik, telafisi mümkün olmayan acılara yol açabilir.
Trafik terörü, sadece otoyollarda değil, bu daracık, tarihi sokaklarda da can alabilir! Bilinçsizce park edilen araçlar, acil durumlarda itfaiye veya ambulansın geçişini engelleyebilir, hayati riskler yaratabilir.
Uyanış zamanı; tarih ve gelecek bizden bunu bekliyor…
Bu manzara karşısında susmak, tepkisiz kalmak, bu vurdumduymazlığa ortak olmak demektir. Tarih bilinci, sadece geçmişi bilmek değil, onu korumak ve gelecek nesillere aktarmak için çabalamaktır. Bu yapılar, bizim emanetimiz. Onları bu metal yığınlarının işgalinden kurtarmak, çevrelerini yayalaştırmak, tarihi dokuya uygun düzenlemeler yapmak, hem tarihimize hem de geleceğimize olan borcumuzdur.
Artık, bu “PARK” terörüne dur demenin vakti gelmiştir. Yetkililerin, bu tarihi alanları araç trafiğine kapatarak, yayaların ve turistlerin rahatça dolaşabileceği, çocuklarımızın güvenle oyun oynayabileceği alanlara dönüştürmesi elzemdir. Bizler de vatandaş olarak, bu bilinçle hareket etmeli, aracımızı gelişigüzel park etmekten kaçınmalı, tarihimize ve geleceğimize saygı göstermeliyiz.
Unutmayalım, bu taşlar konuşsa, bize sadece geçmişi değil, bugünkü halimizi de haykırırlardı. Ve çocuklarımız, bu sokaklarda güvenle koşamasalar da, gözlerindeki o masum çığlık, bize bu adaletsizliği hatırlatacaktır. Tarihin gölgesinde yankılanan bu çığlığa kulak verelim. Geleceğimizi, trafik terörüne park etmeyelim!

Haber Editörü: Şahap GÜRLER

Devamını Oku

AŞAĞI YONCALIK’TA KAYIP BİR MİRASIN VE BİR DUVAR DİBİNDEKİ TAŞIN HİKÂYESİ…

AŞAĞI YONCALIK’TA KAYIP BİR MİRASIN VE BİR DUVAR DİBİNDEKİ TAŞIN HİKÂYESİ…
0

BEĞENDİM

ABONE OL

ZAMANIN SESSİZ ŞAHİDİ
Erzurum’un soğuk ve vakur rüzgârlarının eksik olmadığı Aşağı Yoncalık Mahallesi’nde, bugün Olgunlaşma Enstitüsü olarak kültürün hizmetinde yükselen, eski Şair Nef’i Ortaokulu’nun bahçe duvarına yaslanmış yorgun bir taş kütlesi durur. Önünden gelip geçen binlerce insanın belki de sadece sıradan bir taş blok sandığı bu yapı, aslında tarihin derinliklerinden günümüze ulaşmayı başarmış bir “su beşiği”dir (su terazisi).
Öyle bir taş kütlesi ki bu; hem eğitime gönül vermiş kuşakların neşeli okul cıvıltılarına tanıklık etmiş hem de bağrında asırlık bir Osmanlı mühendislik harikasını saklamıştır.
“Zamana yenilen bir Osmanlı mirası olan Akpınar Hamamı…
Bugün bu su beşiğine baktığımızda, arkasında kaybolup gitmiş koca bir tarihin hüznünü hissederiz. Bir zamanlar Erzurum’un tarihi kent dokusu içerisinde gürül gürül akan sularıyla anılan Akpınar Hamamı (halk arasındaki adıyla Akpungar), bu sokakların en canlı merkezlerinden biriydi.
Söz konusu hamam, ismini yanı başındaki o meşhur, bereketiyle bilinen Akpınar kaynağından alıyordu. Ancak Cumhuriyet dönemi kentleşme hamleleri, yol genişletmeleri ve zamanın acımasız tahribatı neticesinde Akpınar Hamamı yıkılarak tarihin tozlu sayfalarına karıştı. Ne bir kubbesi kaldı geriye ne de kurna taşı…
“Yıkıntıların arasından günümüze ulaşan ayak izi…
Fakat geçmiş, tamamen silinip gitmeyi reddedercesine işte bu tek bir yapıyı geride bıraktı: Su Beşiği.
Mimarisiyle döneminin diğer yapılarından ayrılan Akpınar Hamamı’nın en büyük özelliği, bünyesinde yer alan bu su dağıtım kulesiydi. Akpınar’ın dondurucu ve coşkun suları, yüksek bir mühendislik dehasıyla tasarlanan bu su beşiğinde toplanır; burada basıncı dengelenerek künkler (kil borular) vasıtasıyla kot farkı bulunan çevre mahallelerdeki çeşmelere, evlere ve konaklara dağıtılırdı.
Akpınar Hamamı fiziksel olarak tamamen ortadan kalkmış, yerini sokaklara ve binalara bırakmış olsa da, o gür suların basıncını sıfırlayıp mahalleye can veren su beşiği, Şair Nef’i Ortaokulu’nun (şimdiki Olgunlaşma Enstitüsü) bahçe duvarının dibinde dimdik durmaya devam ediyor.
“Dün su dağıtıyordu, bugün kültür dağıtıyor…
Zamanın tecellisi olsa gerek; bir zamanlar şehre ve mahalleye hayat veren suyu dağıtan bu tarihi nirengi noktası, bugün genç zihinlere ve geleneksel el sanatlarına kültür ve ilim dağıtan Olgunlaşma Enstitüsü’nün sınırlarında bekçilik yapıyor.
Sıradan bir kaldırım kenarı taşı gibi görünen bu yapının önünden geçerken durup bir bakmak gerekir… Çünkü o taşın bağrında, Erzurum’un kaybolmuş bir Osmanlı mirasının, Akpınar’ın akıp giden soğuk sularının ve asırların yaşanmışlığının sesi saklıdır.

Haber Editörü: Şahap GÜRLER

Devamını Oku

İstanbul’da Perakende Şovu, Erzurum’da Geçim Savaşı!” İstanbul’da Perakende Zirvesi Var, Erzurum’da Geçim Derdi!

İstanbul’da Perakende Şovu, Erzurum’da Geçim Savaşı!” İstanbul’da Perakende Zirvesi Var, Erzurum’da Geçim Derdi!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

İstanbul’da perakendenin geleceği konuşulurken Erzurum ve Doğu Anadolu’da üretici, esnaf ve tüketici aynı soruyu soruyor: Bu zirvenin bize ne faydası var?

İstanbul’da yine büyük bir zirve gerçekleştirildi.

Perakende sektörünün temsilcileri bir araya geldi. Ekonomi konuşuldu, üretim konuşuldu, ticaret konuşuldu. Sektörün geleceğine ilişkin değerlendirmeler yapıldı.

Elbette sektörün geleceğinin konuşulması önemli.

Elbette sektör temsilcilerinin aynı masa etrafında buluşması kıymetli.

Ama Anadolu’dan bakınca insanın aklına tek bir soru geliyor:

İyi güzel de kardeşim, bunun Erzurum’a ne faydası var?

İşte meselenin tam da burası biraz can sıkıyor.

Çünkü İstanbul’da sektörün geleceği konuşulurken Erzurum’da esnaf bugününü kurtarmaya çalışıyor.

Üretici maliyet hesabı yapıyor.

Vatandaş market arabasına koyduğu ürünleri tek tek hesaplıyor.

Esnaf “Bu ay kirayı nasıl çıkaracağım?” diye düşünüyor.

Üretici “Malımı kaça satacağım?” diye kara kara düşünüyor.

Tüketici ise “Maaşım ay sonuna kadar yetecek mi?” sorusunun cevabını arıyor.

Hal böyleyken İstanbul’daki salonlarda konuşulanların Anadolu’da bir karşılığı olması gerekmez mi?

İstanbul’un vitrini parlak, Anadolu’nun gerçeği ağır

Türkiye ekonomisinin yalnızca İstanbul’dan ibaret olmadığını artık birilerinin hatırlaması gerekiyor.

İstanbul elbette Türkiye ekonomisinin önemli merkezlerinden biridir.

Ama Türkiye’nin toprağı İstanbul’dan başlamıyor, İstanbul’da da bitmiyor.

Bu ülkenin üretimi Anadolu’da yapılıyor.

Hayvancılık Anadolu’da yapılıyor.

Tarım Anadolu’da yapılıyor.

Küçük esnaf Anadolu’nun mahallelerinde ayakta kalmaya çalışıyor.

Vatandaş Anadolu’nun şehirlerinde geçimini sağlamaya uğraşıyor.

Erzurum da bu tablonun en önemli parçalarından biri.

Ancak nedense ekonomi konuşulurken Anadolu çoğu zaman kürsünün kenarında kalıyor.

Büyük toplantılar İstanbul’da yapılıyor.

Büyük kararlar İstanbul’da konuşuluyor.

Büyük şirketler masanın başında yer alıyor.

Sonra Anadolu’ya dönüp “Sektörün geleceğini planladık” deniliyor.

İyi de…

O planın Erzurum’daki karşılığı nerede?

Bir zirvenin başarısı kaç kişiyle fotoğraf çekildiğiyle ölçülmez

Artık toplantıları, zirveleri ve panelleri yalnızca kürsüde yapılan konuşmalarla değerlendirmemek gerekiyor.

Bir zirvenin başarısı kaç kişinin katıldığıyla ölçülmemeli.

Kaç protokol fotoğrafı çekildiğiyle hiç ölçülmemeli.

Başarı, o toplantıdan sonra sahada ne değiştiğiyle ölçülmeli.

Erzurum’daki üreticinin ürünü daha kolay satılabiliyor mu?

Doğu Anadolu’daki küçük işletmeler büyük perakende zincirleriyle daha adil rekabet edebiliyor mu?

Yerel üreticinin raflara ulaşmasının önündeki engeller azaltılıyor mu?

Vatandaş temel gıda ürünlerine daha uygun fiyatla ulaşabiliyor mu?

Esnafın yükü hafifliyor mu?

Eğer bunların cevabı “hayır” ise, o zaman kusura bakmayın ama vatandaşın sormaya hakkı var:

Bu zirve kimin için yapıldı?

Anadolu artık seyirci olmak istemiyor

Doğu Anadolu yıllardır aynı şeyi söylüyor:

Bizi yalnızca seçim zamanı hatırlamayın.

Bizi yalnızca teşvik paketlerinde anmayın.

Bizi yalnızca “bölgesel kalkınma” başlığı altında raporlara koymayın.

Gelin, masaya gerçekten oturtun.

Erzurum’daki üreticiyi dinleyin.

Kars’taki hayvancıyı dinleyin.

Van’daki esnafı dinleyin.

Ağrı’daki işletmeciyi dinleyin.

Bölgenin tüketicisini dinleyin.

Çünkü sahadaki gerçek, İstanbul’daki toplantı salonlarından çok farklı.

Orada “perakendenin geleceği” konuşulurken burada insanlar bugünün hesabını yapıyor.

Orada dijital dönüşüm konuşulurken burada esnaf elektrik ve kira hesabı yapıyor.

Orada yeni nesil tüketici davranışları tartışılırken burada vatandaş “Bu ay market masrafını nasıl karşılayacağım?” diye düşünüyor.

İşte Türkiye’nin asıl fotoğrafı budur.

Ve bu fotoğraf görülmeden yapılacak her zirve eksik kalır.

Artık kürsüden sahaya inme zamanı

Kimse perakende sektörünün toplantı yapmasına karşı değil.

Tam tersine, daha fazla toplantı yapılabilir.

Ama toplantıların sonunda somut projeler ortaya konulmalı.

Anadolu’daki üreticinin ürünü büyük marketlere daha kolay ulaşmalı.

Yerel üreticinin önü açılmalı.

Küçük esnafın rekabet gücü artırılmalı.

Tüketici korunmalı.

Bölgesel kalkınma yalnızca bir sunum başlığı olmaktan çıkarılmalı.

Çünkü Türkiye’nin geleceği yalnızca İstanbul’un raflarında değil, Erzurum’un üretim tesisinde, Kars’ın ahırında, Van’ın dükkânında, Anadolu’nun tarlasında şekilleniyor.

O yüzden bir kez daha soralım:

İstanbul’da Perakende Zirvesi 2026 yapıldı.

Peki…

Erzurum’a ne kaldı?

Bir proje mi?

Bir yatırım mı?

Bir destek paketi mi?

Bir yeni istihdam modeli mi?

Bir üreticiye ulaşan somut karar mı?

Yoksa sadece haber bültenlerine düşen birkaç fotoğraf ve “sektörün geleceği konuşuldu” cümlesi mi?

Eğer cevap sonuncusuysa, kusura bakmayın.

Anadolu artık alkışlayacak salon değil, sonuç bekleyen saha istiyor.

Çünkü Erzurum’un, Doğu Anadolu’nun ve Türkiye’nin dört bir yanındaki insanların artık güzel cümlelere değil, somut icraata ihtiyacı var.

İstanbul’da zirve yapmak kolay.

Asıl marifet, o zirvenin sonucunu Erzurum’un sofrasına, esnafın kasasına ve üreticinin cebine taşıyabilmek.

İşte gerçek zirve, o zaman zirvedir.

Haber Editörü: Şahap GÜRLER

Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.