Evet, yüreğinize sağlık; Erzurumspor şampiyon oldu ama “Vefa” küme düştü farkında mısınız?

Şampiyonluk kutlamaların yapıldığı gece sahnenin hemen önündeydim. Her anına şahit oldum ve her anının keyfini de, inanarak ve gurur duyarak yaşadım. Kolay değildi elbet tüm “Var”lıklıların arasında, yoklukların içinden geçerek böylesi bir şampiyonluk coşkusu yaşayabilmek…
Saatler ilerlemeye başlayınca yüreğimdeki yangının adını koymakta her ne kadar zorlansam da, ışık yoğunluğunun yüzümden akseden yansıması esnasında, yine de bir şeyleri düşünmemeye gayret göstermem boşunaymış, maalesef ve ne yazıktır ki sonradan anladım.
Bu tür organizasyonlarda elbette ki aksaklıkların olması en doğal ihtimallerden birisidir. Ki, bir şekilde yapılan şey ihmal ise aksaklıktan çıkar ve suiistimale ve hatta kasta girer ki işte o zaman olayın boyutu da değişir.

Kupa töreni biter bitmez ayrıldım alandan, canım her nedense adını bile bilmediğim; sözde Erzurum’lu olduğunu sonradan öğrendiğim, yapılan her organizasyonda sanki bu şehrin başka bir sesi yokmuşçasına çağrılmasına manidar yaklaştığım hanımefendiyi dinleme zahmetine dahi katlanmadan pılımı-pırtımı toparlayıp eve gittim. Bu özel ve tüzel gecede İbrahim Erkal’in üzerine söz, yüreğinin sesine göre ses mi vardı ki dinleyebileceğim…
Yazıp yazamama konusunda, yüreğimden zavallı beynime çıkan isyan girdabında o kadar çok savaştım ki anlatmam; aksi zaten mümkün değildi ama olsun varsın, yine de gayret gösterdim ama yazmama konusunda ne canısıya ne de kalemime ihanet etmem mümkün olamazdı.
Birilerine sitem etmem gerekiyordu ama kime?
Bu öyle bir sitem olmalıydı ki, kelimeler Erzurum’un ayazından daha keskin, Palandöken’in karından daha beyaz bir hüzne bürünmüş olmalıydı. Yaşanan her türlü vefasızlığı anlatmalıydı unutulmuşluğun sessiz haykırışları…
Ve
Bana göre İbrahim Erkal’ın bıraktığı o eşsiz mirasın, şampiyonluk kutlamalarının coşkusuna kurban edilmesi sadece bir “ihmal” değil, şehrin ruhuna vurulmuş bir mühür olduğunu haykırmalıydı aslında.
Erzurumspor’un şampiyonluk meşaleleri gökyüzünü aydınlatırken, o aydınlığın altında karanlıkta bırakılan bir “emanet” vardı. Şehrin her sokağında, stadın her köşesinde sessiz çığlıkların ana notası olan İbrahim Erkal, o gece sadece bir hatıra olarak değil, varisleriyle de unutuldu. Şimdi sormak lazım: Bu zafer sarhoşluğu, bir şehrin öz evladına olan borcunu ödemeye yetmedi mi?
Kulübün bahçesinde dolaşan kedilerin bile ismi verilerek teşekkür nidaları vatandaşlara alkışlattırılırken, başta basın olmak üzere bu şampiyonlukta emeği çoktan ödenmiş olan Erkal’e vefanın unutulması hangi ifadelerin arasında açıklanacak merak ettim doğrusu!
Yaz kış demeden, soğuk sıcak bilmeden Erzurum’un derdini, sevdasını ve mavi-beyaz aşkını notalarına nakış gibi işleyen Erkal, o gece bir kez daha “yalancı kumsal ışıklarının” altında unutulmaya terk edildi. Şampiyonluk kutlamalarında Eralp’e, yani babasının kanını ve o büyük mirası taşıyan evladına yapılanların elbet bir açıklaması olur ama sormak gerekmez mi; telafisi mümkün mü?
Şimdi merak ediyoruz; anlık muhabbetlerin kurbanı olarak harcanan Eralp’in ardından, yarın hangi yüzle İbrahim Erkal’ın şarkılarıyla hüzünleneceksiniz? Gerçekten merak ettim bu vefasızlığın faturasını Eylül rüzgârlarının hazan sarısına mı keseceksiniz? Yoksa zemheri saatlerin ayaz kokan nefesine mi sığınacaksınız? Ya da bu işi ihale ettiğiniz firmanın şehrin yabancısı olduğu ve “unutulmuş” luğunun affına mı sığınacaksınız?
Hem de çav bella çav çalarak…
Erzurumspor’un şampiyonluğu bir şehri değil, koca bir inanç ordusunu mesut etti, doğru. Ama o gece madalyonun arka yüzünde bir “sancının şafak bekçisi” vardı. İşte şimdi en çok o üzüldü, en çok onun canı yandı. Babasının hatırasını stadyumun kalbine gömen Eralp, o gece unutulmanın, ekmeği tuzsuz bırakmak kadar acı olduğunu gördü.
Erzurum’un “Canısı”na ve onun varislerine yapılan bu sessiz dışlanma, tarihin tozlu sayfalarına bir “vefa borcu” olarak kaydedildi. Şampiyonluk kupası rafa kalkar, kutlamalar biter, kalabalıklar dağılır; ama gönül bağına vurulan o yara kolay kapanmaz.
Siz şampiyonluğu kutladınız, biz ise vefanın cenaze namazını kıldık. Unutmayın ki; bu şehrin ruhu İbrahim Erkal’ın sesidir. O sesi susturanlar, aslında kendi tarihlerini dilsiz bırakmışlardır.
Şimdi ne yapacaksınız?
Sorarım size babasının şarkılarıyla seslendirdiğiniz ve ritm tuttuğunuz hangi alkış bir evladın kırılan kalbini onarabilir?
Birilerinin bu kutlu yolda basına teşekkür etmesi durumuna ise hiç ama hiç girmiyorum bile!
Dedik ya;
Haber Editörü: Şahap GÜRLER
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.